Bu içerikte GDO hangi ülkelerde serbest hakkında doğru ve pratik bilgiler arayanlar için Gari yanınızda.
GDO Hangi Ülkelerde Serbest? Tarihin İçinden Bugünün Biyoteknoloji Haritasına Bakmak
Geçmişe dönüp baktığımda, bugünün GDO tartışmalarını anlamanın yalnızca bilimsel verileri değil, toplumların teknolojiyle kurduğu ilişkiyi de hatırlamaktan geçtiğini düşünüyorum. Çünkü GDO hangi ülkelerde serbest? sorusunun yanıtı, yalnızca “evet” ya da “hayır” değildir; tarım politikaları, gıda güvenliği, ticaret, çevre kaygıları ve toplumsal hafızanın iç içe geçtiği uzun bir tarihin sonucudur.
1970’ler–1980’ler: Genetik mühendisliğinin doğuşu
Rekombinant DNA teknolojisinin gelişmesiyle canlıların genetik özelliklerinin laboratuvar ortamında değiştirilmesi mümkün hale geldi. 1970’lerde bilim insanları bu teknolojinin potansiyelini tartışırken, aynı zamanda yaratılabilecek riskler konusunda da olağanüstü bir ihtiyat gösteriyordu.
1975’teki Asilomar Konferansı, bilim insanlarının biyoteknolojik araştırmaların olası risklerini kendi aralarında tartıştığı önemli bir dönüm noktası oldu. Bilim tarihçisi ve biyoteknoloji araştırmacısı Sheldon Krimsky’nin çalışmalarında vurguladığı üzere, erken dönem kaygılarının merkezinde genlerin farklı organizmalara aktarılmasının kontrol edilemeyen sonuçlar doğurabileceği düşüncesi vardı. sites.tufts.edu+1
Bu dönem bize önemli bir tarihsel ayrıntı gösteriyor: GDO tartışması, ürünler market raflarına çıkmadan çok önce başlamıştı.
1990’lar: Laboratuvardan tarlaya
1990’lar, GDO’ların küresel tarımda gerçek bir ekonomik aktöre dönüşmeye başladığı yıllardı. Avrupa Birliği 1990’da çevresel açıdan GDO’ların kontrollü salımını düzenleyen ilk özel hukuki çerçevelerinden birini oluştururken, ABD daha çok ortaya çıkan ürünün özelliklerine odaklanan bir yaklaşım geliştirdi. sheilajasanoff.org
1996’da genetiği değiştirilmiş soya fasulyesinin ABD’de ticari üretime başlamasıyla tartışma yeni bir aşamaya geçti. Aynı yıl dünya genelinde yaklaşık 2,8 milyon hektarda GDO’lu ürün yetiştiriliyordu. Food Safety
1998’de ise Avrupa Birliği’nde ticari GDO ekimi başladı. Günümüzde AB’de yetiştiricilik açısından en önemli örnek, böceklere dayanıklı MON810 mısırıdır. Springer Link+1
Buradaki kırılma noktası yalnızca biyolojik değildi: Avrupa ile ABD arasında “risk ürünün kendisinde mi, yoksa üretim yönteminde mi?” sorusu üzerinden farklı bir düzenleme kültürü oluştu.
1996–2000: Toplumsal tepkinin yükselişi
Avrupa’da GDO’lara yönelik kuşkunun yükselmesinde tüketicilerin üründen doğrudan bir fayda görmemesi de etkiliydi. Dünya Sağlık Örgütü, ilk GDO’lu gıdaların Avrupa pazarına girdiği dönemde tüketicilerin bunların daha ucuz, daha lezzetli veya daha uzun ömürlü olmadığını sorguladığını belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bilim ve teknoloji tarihçisi Sheila Jasanoff ise farklı ülkelerin GDO politikalarını yalnızca bilimsel risk algısının değil, kurumların ve toplumların belirsizlikle başa çıkma biçimlerinin şekillendirdiğini savunuyor. Tandfonline+1
2000’ler: Biyogüvenlik uluslararasılaşıyor
29 Ocak 2000’de kabul edilen Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, modern biyoteknolojiyle elde edilen canlı organizmaların sınır ötesi taşınması ve kullanılması konusunda uluslararası bir çerçeve oluşturdu; Protokol 2003’te yürürlüğe girdi. BM Antlaşmaları Koleksiyonu+1
Bugün 173 tarafı bulunan Protokol, özellikle ihtiyat yaklaşımını öne çıkarıyor. BM Antlaşmaları Koleksiyonu
Bu noktada “GDO serbest mi?” sorusu daha da karmaşık hale geldi. Bir ülke GDO’lu ürünlerin ithalatına izin verip yetiştiriciliğini yasaklayabilir. Başka bir ülke ise yetiştiriciliğe, gıda ve yem kullanımına veya yalnızca belirli ürünlere farklı kurallar uygulayabilir.
Bugün: GDO hangi ülkelerde serbest?
Günümüzde ticari GDO yetiştiriciliğinin en geniş biçimde uygulandığı ülkeler arasında ABD, Brezilya, Arjantin ve Kanada öne çıkıyor. Ayrıca Çin, Hindistan, Pakistan, Filipinler, Bangladeş, Vietnam, Avustralya, Güney Afrika, Uruguay, Paraguay, Bolivya, Meksika ve İspanya gibi ülkelerde de belirli GDO’lu ürünlerin ticari yetiştiriciliğine izin veriliyor. 2023 verilerini karşılaştıran kapsamlı bir çalışmada yaklaşık 30 ülkenin GDO yetiştiriciliğinde bulunduğu görülüyor. PubMed Central (PMC)
Ancak “serbest” kelimesini sınırsızlık anlamında kullanmak yanıltıcı olur. ABD gibi ülkelerde bile biyoteknolojik ürünler düzenleyici kurumların değerlendirmelerinden geçiyor. Dünya Sağlık Örgütü de GDO’lu gıdaların güvenliğinin ürün bazında değerlendirilmesi gerektiğini, mevcut uluslararası pazardaki onaylı ürünlerin insan sağlığı açısından güvenlik değerlendirmelerinden geçtiğini belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü
Avrupa: İzin var, fakat yetiştiricilik sınırlı
Avrupa Birliği bu açıdan en dikkat çekici örneklerden biri. GDO’ların ithalatı ve gıda-yem amacıyla kullanımı belirli koşullarla mümkünken, ticari yetiştiricilik çok daha sınırlı.
2015’te kabul edilen düzenleme, üye devletlere AB düzeyinde izin verilmiş GDO’ların kendi topraklarında yetiştirilmesini kısıtlama veya yasaklama imkânı verdi. Food Safety+1
Bugün AB’de yetiştiricilik açısından esas ticari örnek MON810 mısırıdır ve üretim ağırlıklı olarak İspanya’da gerçekleşmektedir. Avrupa Parlamentosu
Dolayısıyla “Avrupa GDO’yu yasakladı” demek de “Avrupa’da GDO tamamen serbest” demek de tarihsel ve hukuki gerçekliği yansıtmaz.
Türkiye ve benzer tartışmalar: İthalat başka, üretim başka
Türkiye’nin de taraf olduğu Cartagena Protokolü, GDO konusunda uluslararası biyogüvenlik çerçevesinin parçasıdır. BM Antlaşmaları Koleksiyonu Türkiye’deki yaklaşımda da özellikle gıda ve yem amacıyla kullanım, ithalat ve çevreye salım birbirinden ayrı hukuki meseleler olarak ele alınır.
Bu ayrım aslında küresel tabloyu anlamak için anahtardır: Bir ülkenin GDO’lu soya veya mısır ithal etmesi, o ülkede aynı ürünün çiftçiler tarafından serbestçe yetiştirildiği anlamına gelmez.
Geçmişten bugüne: Aynı soru, değişen teknoloji
Bugün tartışma yalnızca klasik GDO’larla sınırlı değil. Genom düzenleme, CRISPR gibi tekniklerle bitkinin kendi DNA’sında hedefli değişiklikler yapılabilmesi, ülkeleri eski “GDO” tanımlarını yeniden düşünmeye zorluyor. Çin’in son yıllarda GDO ve genom düzenleme alanındaki onaylarını artırması bunun güncel örneklerinden biri. Reuters+1
Burada tarih yeniden önem kazanıyor. Geçmişte GDO konusunda sorulan “Bunu yapabiliyor muyuz?” sorusu, bugün giderek “Bunu hangi koşullarda yapmalıyız?” sorusuna dönüşüyor.
Belki de asıl mesele, bir ülkenin GDO’ya izin verip vermediğinden daha geniş: Bilimsel yenilik karşısında toplum ne kadar risk almaya hazır? Çiftçinin ekonomik özgürlüğü ile biyolojik çeşitlilik nasıl dengelenmeli? Gıda güvenliği ile tüketicinin tercih hakkı nerede buluşmalı?
Bana göre geçmişin en değerli dersi burada yatıyor. GDO tartışması bize teknolojinin tek başına bir kader olmadığını gösteriyor. Yasalar, şirketler, çiftçiler, tüketiciler, bilim insanları ve devletler aynı teknolojiyi farklı tarihsel deneyimlerle yorumlayabiliyor. Bu nedenle bugünün GDO haritasına bakarken yalnızca hangi ülkelerin “serbest”, hangilerinin “yasakçı” olduğunu sormak yerine, neden farklı yollar seçtiklerini sormak daha anlamlı olabilir.
GDO hangi ülkelerde serbest hakkında hazırlanan bu içeriğin sonunda bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.